5 Eylül 2009 Cumartesi

Hiç

Çok heycanlıydı. Sanki yeni bişeyler keşfetmiş, sınırsız yaşamanın formülünü bulmuş gibiydi. Okulunun not sistemi, sınavlardan kaç puan aldığı, sınıfındaki klimadan dolayı boynunun tutulması gibi türlü gereksiz bilgiyle donatılıyordum. Huzursuzluğumu, sıkılganlığımı, bi git artık lütfenliğimi belirtmek için düzenli aralıklarla duvar saatine ardından kol saatime bakıyordum. Bu sevimsiz çalışkan ergen hiç lise okumamışım muamelesini inatla sürdürürken aaa, gerçekten mi, hadi canım kelimeleriyle sevişir olmuştum. Bu umursamaz tavrım onda sevilmediğini bilen ama ısrar eden insan etkisi yaratmıştı sanki . Dişleriyle bütünleşmiş, konuştukça kendini gösteren, kendini gösterdikçe bu sevimsiz çalışkan ergeni daha da bi sevimsizleştiren diş telleri bana gülümsüyordu. Bir süre bu tellere odaklandım. Biraz sonra bu şirinlik abidesi ergenimizin telefonu çaldı. Arayan babasıydı. Açtı telefonu, büyük bir heyecanla. "Babişkoo 10 dakka soora geloorum, sii yaa.." dedi. Evet yanlış duymamıştım; 600 saniye sonra özgürdüm.
İçimden saymaya başladım 1, 2, 3, 4, 5, ..
619, 620, 621 .. Birşeyler ters gidiyordu. Artık vaktiydi. Gitmeliydi. Sonunda farkına vardı gitmesi gerrektiğinin. Neyse ben kalkayım dedi. Aa dursaydın canım, ne güzel oturuyoduk dedim. Hiç de içimden gelmeyerek. O an canım kelimesinden nefret ettim. Ne de kolay harcamıştım o anlamlı kelimeyi. En sonunda gitmişti. Olayın şokunu atmak için bi panzehire ihitiyacım vardı. Güzel bi arkadaştı bu. Msn'e girdim. Naber napıyosun dedi biri. Hiç dedim.

Bılog Bılog

Alem-i Seyir